Göze son had tanılan ufka güneş yaklaşıyor;
Şimdi hilkatteki mâna daha berraklaşıyor.
Başka bir renge bürünmüş su, ağaç, gök, toprak;
Açıyor sırrını her manzara yaprak yaprak.
Bir zaman sonra, erirken son ışık enginde,
Sıklaşan gölgelerin güftesiz âhenginde
Muhteşem bir gece âyini hazırlar boşluk;
Gevşetir varlığı bir geçmiyecek sarhoşluk.
Bu rehâvetle omuzdan yükü kalkar bedenin;
Şaşar insan: o bunalmış yaşayan kimdi demin?
Geçmişin perdesi altında kalır fânilik,
Mâverâdan yayılan sis gibi, rûhânîlik.
Şimdi her sahayı, her kuytuyu doldurmuştur.
Ruh ufuklarda kayıtsız dolaşan bir kuştur:
Toprağın kalsa da binbir tadı ardında, yine
Yol alır yepyeni bir âlemin enginliğine...
1952
Necmettin Halil Onan