Ben ki bütün bir bahar, gençlik kaybetmişim
Bu yalçın kayaları tek başına aşarken...
Yolumda ne sevenim, ne sevdiğim, ne eşim,
Gözümde bir ömürden kalan gölge: taş, diken:
Sen, ey bahar, ey gençlik,
Bana ilk, son hediyen ruhunu didik didik
Parçalayan dikenler, bereleyen taşlardı.
Güneşi esirgedin, çiçeği esirgedin
Bana bir çarpmayan kalp vermeği esirgedin
Gün görmeyen saçlarım sessiz sessiz ağardı!
Gene başım göklerde,
Gene sesimde gurur;
Ruhumu perde perde
Kaplıyan sisleri nur
Gibi görmek istedim, şikâyet etmedimdi...
Gönlümde bir arzu ki, benim son ümidimdi,
Ben onu bekliyordum hergün başım göklerde.
Diyordum, bir gün gelir, elbet anlar bu yerde
Beni bir dost kalbi de, unuturum yaramı
Ve düşünmem ki bahtım o kadar kapkara mı?
Temiz bir dost eli ah,
O zaman gökler siyah
Gibi gelmezdi bana...
Ömrün bana sunduğu bu zehirli şarabı
Bir abı hayat gibi içerdim kana kana,
Hakikat zannederdim, önümdeki serabı.
Nihayet geldi o da
Son hokkabaz oynadı bu en son nümeroda..
Elde tesbih, omuzda yeşil cübbe bir derviş
Gibi ne mübarekti beklediğim bu geliş!
Fakat?
Haydi nikabını at!
Sen ey dost eli, sen, ah.
Ötekilerden siyah,
Ötekilerden iğrenç
Geç!
Geç, sen de geç kirletme yaşadığım zindanı.
Çek elini, ordaki temiz hayali tanı!...
Şükûfe Nihal